ladesim lades olsun, türkiye çöl olmadan..

Thursday, October 02, 2008

Bir anda kendimi 8. raundun ortasında buldum. Dayak yedikçe memento hesabı geriye sarıyordu raundlar. İyiye gidiyordu her şey, bu ne adaletsiz dünya dediğimi hatırlıyorum; zira benim attığım yumruklar geriye sarmıyordu. Bir kroşe vurdum, bir aparkat ve rakibim yerde. Yaşasın, harika bir boksörüm..

Gözümü hastanede açınca, kucağımdaki beyin tomografisi elimi okşuyordu. Bana mementodan hikayeler anlatıyor ve muhallebi yapma sözü veriyordu.

Thursday, April 17, 2008

2010 Kültür başkenti İstanbul için, pek yakın bir tarihten itibaren Benzine ek vergi geliyor. Kültür başkentini yaratmak için finansman vergisi.

Yuh be arkadaşım, yuh..
Levent Kırca sikeçlerine bile hasretiz, adam politika sayfası gibi ne olup bittğini bombok bir mizahla da olsa anlatıyordu.

Başka diyeceğim bişey yok sayın hakeem

Friday, April 11, 2008

Kıkırköy

Elimde bir sürü yapmam gereken rapor ve görüşmem gereken komite sonucu vardı. Ancak günlerden Cuma olunca canım haytalık da yapmak istiyordu. Hemen Selim’i aradım. Deli Selim, çocukken idolüm olan Selim. Bir keresinde, Cerrahpaşa’da doktorken hastasını halay çekerek uyutmuş ve ağrısız sancısız bir ameliyatla hakkın rahmetine kavuşturmuştu. Hasta ölmeseydi çok başarılı bir ameliyat olacaktı gerçekten. Ama zaten bu deli Selim’in son ameliyatı oldu.

- Abi nasılsın neler yapıyorsun? Zolkan ben.
- İyiyim hayatım. (Deli Selim herkese hayatım der.) Seni sormalı? Ama sormuyorum.
- E, ehi .. İyiyim abi ben de, sormadığın için sağol. Abi canım çok sıkılıyor, çok da yoğunum. Ne edem ben, eğlenceli bişiler edem diyorum.
- Tam adamını aradın hayatım. Canım bak şimdi işini gücünü bırakıyosun, soyunmya başlıyorsun.

Sonraki konuşma da Deli Selim bana çok şahane tüyolar verdi. Hemen uygulamaya başladım. Önce ceketimi çıkartıp, masamın üzerine koydum. Bu cemiyet hayatında normal karşılanan bir hareketti nihayetinde; sonra pantalonu ve külodumu, arkasından da bir tek atletim kalana kadar diğer giyisilerimi çıkarttım. Etraftaki ofis insanları dehşet içinde bana bakıyorlardı. Sonra printer’ın haznesindeki a4 kağıtlarından bir tane alarak hızlı hızlı dilekçe yazmaya koyuldum. Yazarken bir de arabada beş evde onbeş şarkısını söylyerek oynuyordum. Dilekçede aynen şöyle yazıyordu;

“ Değerli Gemeyem, Bölüm Başkanım ve Kredici Arkadaşlarım;

10.04.2008 tarihinden başlamak üzere Atletli Süper Kahraman olarak 6 aylık ücretli ve primli iznimi kullanmak istediğimi bildirir, en derin saygılarımla en derin imzalarınızı şu güzel süper kahraman kardeşinizden esirgememenizi rica eder, saygılarımı sunarım a.q.

Zolkan Vızılöz”

Arabada 20 evde 1220 diyerek önce gemeyemin odasına girdim, kağıdı uzattım. Suratında dünyanın bütün ifadelerini 2 saniye içinde gördüğümü anımsıyorum. Ancak basireti bağlandı adamın ki aldı imzaladı kağıdı. Oynayarak dışarı çıktım. Kağıtta gemeyemin imzasını görenlerin hepsi göt korkusundan tek tek imzaladılar dilekçeyi. Gemeyeden büyük bir geme bir de allah var, tövbe hacha. Sonra masama geldim, bütün ofis ayağa kalmış beni seyrediyordu, imza faslı başlamadan önce yerlere yatıp gülenler; şimdi imzayı aldığımı görünce kaskatı kesilmişler, birer lop yumurtaya dönüşmüşlerdi, kokuyorlardı.

Masamın başında atletim benim deli dolu giyisim diyerek atletimi çıkardım ve andan üryan atleti ütülemeye başladım. Ancak atlet ince olduğundan 2 ütü sürmede yandı, kendimi çırılçıplak hisssettim. Reelde çıplaktım da..

Atlet yandı kavga bitti hadi dağılın diyerek etraftaki ofis insanlarını kovalamaya başladım. Artık bir süper kahraman da değildim. Hemen gemeyeme gittim, an itibariyle bir süper kahraman olmadığımı ve ücretsiz izinden vazgeçtiğimi söyledim. Adam sandalyesinin arkasına saklanmıştı, korkuyordu sanki benden. Korkmayın ısırmam diyesim geldi, ancak saygılı olmalıydım gemeyeme karşı. Sustum, sonra ön kapı açıldı ve büyük bir gürültüyle gemeyemin açık ofisinden içeri önlüklü adamlar girdiler, üzerime bir gömlek geçirip ağzıma pamuk soktular. 3 kişi el ve kollarımdan tutarak beni dışarı çıkardı. Havuza atılacağımı düşündüm ama asansörle aşağıya indik. Ambulansa bindiğimizde içinde “Bakırköy adamı sakinleştirir” sözleri geçen bir şarkı çalıyordu. Hastanenin resmi cingılıydı sanırım.

Wednesday, April 09, 2008

Gerçek

Elime kıymık battı. Plazanın içinde, palazlanmış saksı bitkisinden büyük bir hayat şevkiyle fırlamış, süper bir kıymık. Onun bana batması, güneşin her gün batması gibi, bir farkı yok. Güneş misyonunu tamamlarken, kıymık da görevini benim elime batarak tamamlıyor.

Fakat en son ne zaman kıymıklar üzerine düşündüğümü, ya da bir örnek olay yaşadığımı hatırlamıyorum. Bu yüzden saksıyı ve içindeki hayat şevkli bitkiyi suçladım. Suçlu olan benim, aynı gün hem bir bitkiyi sevdim, ki tamamen gerizekalılar için dizayn eilmiş bir eylemdir, hem de plazanın içinde üşüyorum diye odun kırmaya kalktım. Alt katta, asansörün yanındaki ağacı sökerken battı kıymık.. Kana karışıp yürüyen cinsinden olduğunu söyledi Genel Müdürüm Romina Power ve ben gerçekten kırılıp ufalanıp bir çay bisküvisi olmak istedim.

Hayret doğrusu; bugün ne istersem oluyor. Çaya ufalanan bir bisküviyim şimdi ve elimde kıymık acısından eser yok.
Fakat bu olayın bana öğrettiği başka bir şey var. Eline kıymık batsa da hayatından memnun ol, zira bir bisküviyken hayat hiç de eğlenceli değil. Ufiyolisi..

Tuesday, March 25, 2008

Kamuoyuna saygıyla..

Özelinizin bu kadar ortada olması sizi rahatsız etmiyor mu?

Özelime girdiniz. Bu soru çok özel bir soru çocuklar, işimle var olmak istiyorum.

Geçenlerde yaptığınız bir açıklamada peksimetin insanlık tarihinde önemli bir yeri olduğunu söylemiştiniz. Hala böyle mi düşünüyorsunuz, sizce de peksimet suyu görünce yelkenleri indiren bir besin değil mi?

Bakın günün şartlarını ve konjonktürü iyi algılamak lazım. Benim o günkü açıklamam, dişim ağrıdığı içindir. Dişim ağrıyordu, çektirdim. Benim özelim bu ayrıca, ama peksimetin de yanlışları yok değil. Konumuz bu değil ama şu anda çocuklar.

Fırkateyn ve zırhlılar alacağınız, akabinde de Andorra'ya savaş açağınız doğru mu? Moda kulislerinde en çok bu konu konuşuluyor şu aralar?

Evet böyle bir planım var. Andorra'da taş üstünde taş bırakmayacağım inşallah. Sevmiyorum Andorralıları..

Kamuoyunu en çok meşgul eden olaylardan biri de babanızın sincap olduğu söylentileri. Ne diyeceksiniz?

Elinin körü diyeceğim. Benim babam jüpiter hurmasıydı. Yüz bin kere söyledim bunu kamuoyuna çocuklar. Çocuklar başka sorunuz yoksa makyajımı tazelettireceğim.

Ağabeyinizin boş zamanlarında masa lambası yediği doğru mu?

E yettereeiin beaah hööhh..

Thursday, February 28, 2008

bir yerde..

bir markete gittiğimde alacağım ilk şey her zaman market arabasıdır.

bir otele gittiğimde yapacağım ilk şey o da numarası bu da numarası diyerek ortamda buz gibi bir hava estirmektir.

bir havuza girdiğimde gireceğim ilk yer su dolu acaip bir çukurdur.

bir lunaparka gittiğimde bakacağım ilk yer lunaparkın kapısıdır.

bir işe girdiğimde oturacağım ilk yer iş yeri tuvaletidir.

bir umumi tuvalete girdiğimde duyacağım ilk ses huzurla sıçılan kakanın suya düştüğünde çıkardığı sestir.

bir gazeteyi elime aldığımda ilk bakacağım yer piyale madra karikatürüdür.

bir akvaryuma elimi daldırdığımda alacağı ilk şey balık yemidir.

bir koroda şarkı söylemeye başladığımda ilk söyleyeceğim parça sürtüştüm pilim yandı'dır.

bir ormanda ilk yiyeceğim şey zehirli mantardır.

bir evde ilk aradığım şey goodyear kar lastiğidir.

bir hücrede ilk özlediğim cisimcik golgidir.

bir blog'da tek geçtiğim özellik olay örgüsüzlüğü ve kelime görgüsüzlüğüdür.

ne dedim ben demedim ne dediğimi iyi biliyorum.

Tuesday, February 26, 2008

özlemek

bakın ku klux klan'lı jennifer özlemeyi nasıl tanımlıyor;

"yanni çok hırçın bir adamdı. onunla 3 ay beraber oldum. çok şiddetli bir kavgayla ayrıldık. sonra başka bir şehre gittim ve 1 yıldan sonra geri döndüm. döndüğümde bir arkadaş gibi tekrar görüştük. o kavgaları yapmamış gibi hem de. uysallaşmış, çocuklaşmıştı. naif daha doğru bir kelime olur aslında. 2 hafta önce bir kazada öldüğünü duydum. en yakın arkadaşını internetten bulup, yanni'yi çekiştirmek için bir yemek yememiz gerektiğini söyledim. yemek davetimi kabul etti ve biz sabaha kadar yanni'yi itin götünden çıkarıp, taj mahal'ın tepesine koyduk."

paragrtafta anlatım bozukluğu içeren cümleyi bulunuz ve bu cümleyi anlatım bozukluğu yaratmayacak şekilde kullanıp, tartşınız. neden?

AYLARDAN SONRA MERHABA PAKİSTAN

Aylardan sonra merhaba Pakistan;

Çok umurundaydı milletin. Aslında burada çok da umurundaydı demek isterdim ama da'nın yazılışının da'mı yoksa ta'mı olduğundan emin değilim. yazmış kadar oldum neyse..

metroya bindiğimde tam da ekşi sözlüğün ağzına layık ufak tefek detaylar beynime gücum ediyorlar. ekşi sözlük yazmak için eskisi kadar heveslendiğim bir yer olmadığından, blog'lara yaraşan bu tip ufak tefekleri aklımda tutmaya çalışıyorum. ancak işbu mevzular, metrodan indiğimde tamamen unutmuş olacağım ayrıntılar olarak zihnimin derinliklerine gömülüyor.

yazma konusunda kuzeni ve burcu'yu az buçuk örgütledim. avşar'ın maşallahı var zaten; görgün'e de jus cogens bir tavırla bunu söyledim miydi; baharla gelen kutlu blog haftalarını hep birlikte yaşayacağız. festivali görecek bu sayfalar festivali..

bir şiirle veda edesim var;

seydişehir aliminyum spor
mke ankaragücü
yumrutalık boru hattı
ne güzel kelimelersiniz..
siz
benim adı konmamış çocuklarım
ve vasilerimsiniz.